<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Netlok.Org - Magazin - Bedava Sohbet Chat Sitesi Siteleri Sohbet Odası Odaları Sohbet Kanalı Kanalları &#187; Gün ve Haftalar</title>
	<atom:link href="http://www.netlok.org/sohbet/konular/gun-ve-haftalar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.netlok.org</link>
	<description>Netlok.Org Sohbet Odaları</description>
	<lastBuildDate>Fri, 23 Apr 2010 13:43:55 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Çanakkale Zaferi</title>
		<link>http://www.netlok.org/konular/gun-ve-haftalar/canakkale-zaferi.html</link>
		<comments>http://www.netlok.org/konular/gun-ve-haftalar/canakkale-zaferi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2009 20:50:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gün ve Haftalar]]></category>
		<category><![CDATA[Çanakkale Zaferi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.netlok.org/?p=159</guid>
		<description><![CDATA[Çanakkale Savaşı yalnız bizim tarihimizin değil yakın dünya tarihinin en önemli savaşlarından biridir. Çanakkale Boğazı&#8217;nı savaş gemileriyle zorlayarak aşma, böylece İstanbul&#8217;a kavuşma isteği Avrupa büyük devletlerinin öteden beri özlemidir.

 



 

1914 yılında I. Dünya Savaşı&#8217;nın başlamasıyla İtilaf devletleri bu isteklerini gerçekleştirme fırsatının doğduğuna inandılar. Bu inançla İngiltere ve Fransa işbirliği yaparak 3 Kasım 1914 günü alacakaranlıkta Bozcaada&#8217;dan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-top: 0px; margin-bottom: 0px;" align="justify">Çanakkale Savaşı yalnız bizim tarihimizin değil yakın dünya tarihinin en önemli savaşlarından biridir. Çanakkale Boğazı&#8217;nı savaş gemileriyle zorlayarak aşma, böylece İstanbul&#8217;a kavuşma isteği Avrupa büyük devletlerinin öteden beri özlemidir.</p>
<div>
<p style="margin-top: 0px; margin-bottom: 0px;"> </p>
<table style="font-size: 8pt; font-family: Tahoma; border-collapse: collapse;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" bordercolor="#111111">
<tbody>
<tr>
<td width="27%"> </td>
<td width="73%">
<p align="justify">1914 yılında I. Dünya Savaşı&#8217;nın başlamasıyla İtilaf devletleri bu isteklerini gerçekleştirme fırsatının doğduğuna inandılar. Bu inançla İngiltere ve Fransa işbirliği yaparak 3 Kasım 1914 günü alacakaranlıkta Bozcaada&#8217;dan Boğaz&#8217;ın ağzına doğru yaklaştılar. Buradan istihkamlarımıza doğru ateş açtılar, İngilizler Seddülbahir ve Ertuğrul tabyalarını, Fransızlar da Anadolu yakasında Kumkale ve Orhaniye tabyalarını havantopu ile dövdüler.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<p align="justify">Cephaneliğimize isabet eden top mermisiyle on bir ton barut havaya uçtu, subay ve erlerimiz şehit düştü, İngiliz Donanma Komutanı Amiral Carden Çanakkale önlerinde gösteriler yaptı, düşman denizaltıları boğazı geçmeye kalktılar.</p>
<p align="justify">24 Kasım 1914 günü bir Fransız denizaltısı Boğaz sularında görüldü. bu denizaltıyı gören topçularımız düşman üstüne ateş yağdırmaya başladı. 2 Aralık günü İngiliz denizaltısı da bir deneme yaptı. Derinden engelleri aşarak Boğaz&#8217;a girdi. Yediyüzelli metre ilerde bulunan Mesudiye zırhlısına torpil atarak bu gemimizi batırdı. Zırhlımızda bulunan subaylardan on&#8217;u ve erlerimizden yirmi dördü şehit düştü.</p>
<p align="justify">19 Şubat 1915 günü düşman savaş gemileri öğleye kadar uzun menzilli bir bombardımana girişti. Boğaz&#8217;a iyice sokuldular. Tabyalarımız akşama doğru düşman savaş gemilerine karşılık verdi. Ertuğrul ve Orhaniye tabyalarından atılan ateş karşısında düşman oldukça bocaladı.</p>
<p align="justify">İtilaf devletleri gemileri diledikleri gibi ilerleyemiyor, amaçlarına ulaşamıyordu. Lodos fırtınasını başarısızlıklarının nedeni olarak görüyorlardı. Havalar düzelince yeni saldırılar düzenlendi. Yine sonuç alınamayınca düşman gemilerine komuta eden Amiral Carden görevden alındı. Yerine 17 Mart 1915 günü Robeck atandı. Yeni komutan 18 Mart 1915 günü donan­mayla Boğaz&#8217;a saldıracağını, yakında İstanbul&#8217;da olacağını Londra&#8217;ya bildirdi.</p>
<p align="justify">Bu arada Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı Albay Cevat Çobanlı 17/18 Mart gecesi boğaz&#8217;a mayın hattı döşenmesi emrini verdi. Aldığı emir gereği Binbaşı Nazmi Bey Nusret Mayın gemisi ile o gece yirmi altı mayın, Boğaz&#8217;a on birinci hat olarak döşendi. Boğaz&#8217;daki mayın sayısı on bir hat olarak 400&#8242;ü aşmıştı.</p>
<p align="justify">18 Mart 1915: İngiliz ve Fransız savaş gemilerinden oluşan, o dönemin en büyük deniz gücü, üç filo olarak sabahleyin Çanakkale Boğazı&#8217;na girdi. Bu donanmanın ilk grubunu oluşturan filoda, İngilizlerin Queen Elizabeth zırhlısı ile İnflexible, Lord Nelson ve Agamemnon savaş gemileri bulunuyordu.</p>
<p align="justify">İkinci grupta İngiliz Kalyon Kaptanı komutasında Ocean, İrresistible, Wengeance Majestic gibi savaş gemileri yer almıştı. Üçüncü filo ise Prince, Bouvet, Suffren gibi Fransız savaş gemilerinden oluşuyordu.</p>
<p align="justify">İngilizler ve Fransızlar zayıf Türk savunmasını kolayca susturarak Boğaz&#8217;ı kolayca geçebileceklerim umuyorlardı. Bu umut ve güvenle 18 Mart 1915 günü düşman savaş gemileri şiddetli bir ateşe başladılar. Rumeli Mecidiyesiyle merkez bataryaları şiddetli bir ateşe tutuldu. Boğazdaki düşman gemileri Hamidiye istihkamlarına yüklendi. Bunu gören Dardanos bataryaları ateşi üzerlerine çekmeye çalıştı. Az sonra, tüm gemiler, Dardanos&#8217;a saldırdı. Dardanos tabyamız saldırılara şiddetle karşı koydu. Bu arada Mesudiye tabyası da ateşe başlamıştı. Mesudiye üzerine ateş açılınca Hamidiye onun yardımına koştu. Bu arada kıyı bataryalarımız düşman üstüne ateş yağdırmaya başladılar. Bunalan düşman kaçmak isterken topçu atışlarıyla karşılaşıyordu. Düşman gemilerine göz açtırılmıyordu. Karşılıklı bu korkunç bombardıman bir saat kadar sürdü. Bu karşılıklı bombardımanı bir yabancı yazar şöyle anlatıyor:</p>
<p align="justify">«İnsan manzarayı gözlerinin önünde canlandırabilir. Kaleler, toz duman bulutları içinde kaybolmuşlarda Yıkıntıların arasından arada bir alevler yükseliyordu. Gemiler, çevrelerinde fışkıran sayısız su sütun­ları arasında yavaş yavaş hareket ediyorlar, bazen duman ve serpintiler arasında iyice görünmez oluyorlardı. Tepelerden ateş eden havan toplarının alevleri görülüyor, ağır toplar yer sarsıntıları gibi gümbürdüyordu.»</p>
<p align="justify">Bombardıman sırasında Türk tabya ve bataryaları büyük zarar görmüştü. Amiral Robeck Fransız gemilerini geri çekerek İngiliz savaş gemilerini ileri sürdü. Tam bu sırada müthiş patlamalar oldu. Bouvet ve Suffren savaş gemileri mayına çarparak sarsıldılar, manevra kabiliyetini kaybettiler. Bir gece önce Nusret mayın gemisinin döşediği mayınlar görevlerini yapmışlardı. Boğazın berrak sulan üzerinde bir dev gibi yatan Bouvet ve Suffren&#8217;e tarihi Hamidiye bataryamızın keskin nişancıları ateş açtılar. Çanakkale Geçilmez kitabının yazarı Alan Moorehead olayı şöyle anlatıyor.</p>
<p align="justify">«Saat 13.45&#8242;de Suffren&#8217;in az gerisindeki Bouvet müthiş bir patla­mayla sarsıldı. Güverteden göğe kesif bir duman yükseldi. Gittikçe hızlanarak yana yattı, devrilip gözden kayboldu. Olayı görenlerden birinin ifadesine göre «Bir tabak, suda nasıl kayıp giderse o da öylece kayıp gitti.»</p>
<p align="justify">Türk tabyaları, Boğaz&#8217;ı geçmeye çalışan düşman gemilerine durmadan ateş ettiler. Bu arada düşman Boğazdaki mayınları temizlemek için mayın tarayıcılarını boğaza soktu. Tabyalarımız mayın tarayıcılarına ateş açtılar. Açılan ateş yağmur gibi yağmaya başlayınca düşmanlar panik içinde kaçtılar. Bu arada düşman savaş gemilerinden İnflexible, İrressitible büyük hasar gördü. Batanlar oldu. Daha sonra Queen Elisabeth ve Agamemnon yaralandı. İtilaf devletleri Çanakkale Boğazı&#8217;nı denizden aşamadılar. Büyük kayıplar vererek: Çanakkale Boğazı&#8217;nın geçilemeyeceğini öğrendiler.</p>
<p align="justify">İtilaf devletleri Çanakkale Boğazı&#8217;nın savaş gemileri ile aşamayınca bu kez çıkarma yapmayı planladılar. Artık Çanakkale kara savaşları başlı­yordu. Kara savaşında düşmanın nereden çıkarma yapabileceği tartışıldı. Mustafa Kemal Kabatepe ve Seddülbahir&#8217;den, Alman komutan Von Sanders ise Bolayır ve Anadolu yakasından çıkarma yapılabileceği görüşündeydi. Alman komutanı Von Sanders&#8217;in görüşü ağır bastı, ve askerler o yöreye yerleştirildi.</p>
<p align="justify">Düşman güçleri 25 Nisan 1918 sabahı Mustafa Kemal&#8217;in düşündüğü noktadan saldırdı. 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal Kocaçimen&#8217;de Conkbayır&#8217;da, savaştı. Cephanesi biten askerlere:</p>
<p align="justify">— Süngü tak emrini verdi. Daha sonra ;<br />
— «Ben size taarruz emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve başka komutanlar geçebilir» dedi. Tarihin bu en büyük siper savaşı başlamıştı. Siperler arası uzaklık sekiz on metre kadardı. Türk siperlerinden hiçbir asker ayrılmıyordu. Şehit düşenlerin yeri hemen dolduruluyordu. Her adım başına bir mermi düşüyor; toprak adeta tüterek kaynıyordu. Düşman dalgalar halinde Conkbayır&#8217;a doğru ilerliyordu. Bu arada Mustafa Kemal, Anafartalar Grup Komutanlığına atandı. Anafartalar Savaşı&#8217;nda düşmanın attığı şarapnel misketi Mustafa Kemal&#8217;in göğsüne isabet etti. Ancak cebindeki saate çarptığından bir şey olmadı.</p>
<div>
<table style="font-size: 8pt; font-family: Tahoma; border-collapse: collapse;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="80%">
<p align="justify">Kısa sürede Türk ordusu her yerde büyük başarılar kazandı. Düşman şaşkına döndü, bozguna uğradı. Çanakkale kara savaşlarının en önemli cepheleri; Kumkale, Beşike, Bolayır, Seddülbahir, Anbumu, Kabatepe, Conkbayırı ve Anafartalar&#8217;dır. 19 &#8211; 20 Aralıkta Anafartalar ve Arıburnu cephesi, 8 &#8211; 9 Ocak&#8217;ta Seddülbahir düşmanlar tarafından boşaltıldı. Böylece 1915 baharında parlak umutlarla karaya ayak basan birleşik düşman ordusu 1916 kışında bozguna uğrayarak çekip gitti.</p>
</td>
<td width="20%" align="right"> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<p align="justify">Çanakkale savaşlarında 250 binin üzerinde askerimiz şehit düştü. Düşman kayıpları ise bu rakamın üstündedir.</p>
<p align="justify">Çanakkale savaşlarının unutulmaz kahramanı, Anafartalar Grup Komutanı Mustafa Kemal&#8217;in başarısı ilerde başlayacak Ulusal Kurtuluş Savaşı&#8217;mızın kaynağı oldu.</p>
<p align="justify">Bağımsızlığımızı savunmak, yurt topraklarımızı korumak için yapılan savaşlar kutsaldır. Çanakkale, Ulusal Kurtuluş Savaşımız kutsal destan savaşlara birer örnektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.netlok.org/konular/gun-ve-haftalar/canakkale-zaferi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CÜZZAM HAFTASI (25 &#8211; 31 Ocak)</title>
		<link>http://www.netlok.org/konular/gun-ve-haftalar/cuzzam-haftasi-25-31-ocak.html</link>
		<comments>http://www.netlok.org/konular/gun-ve-haftalar/cuzzam-haftasi-25-31-ocak.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2009 20:39:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gün ve Haftalar]]></category>
		<category><![CDATA[CÜZZAM HAFTASI (25 - 31 Ocak)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.netlok.org/?p=156</guid>
		<description><![CDATA[



1876’da Norveçli bilim adamı Armauer Hansen tarafından keşfedilen cüzzam mikrobu öncelikle, deri ve siniri tutarak belirtilerini gösteren kronik seyirli bir enfeksiyon hastalığıdır.
Ülkemizde cüzzam hastalığı sosyal hastalıklar arasında sayılmaktadır. Her yeni bulunan hasta yaşamlarının sonuna kadar değişik gereksinimlerinin çözümlenmesi ve çevrelerinin kontrolü açısından kayıt altında tutulmaktadır. Yaklaşık 20 yıl içinde yapılan çalışmalarla birlikte ön çalışmaların başladığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table id="table1" class="tabletext" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="497" valign="top">
<p align="justify">1876’da Norveçli bilim adamı Armauer Hansen tarafından keşfedilen cüzzam mikrobu öncelikle, deri ve siniri tutarak belirtilerini gösteren kronik seyirli bir enfeksiyon hastalığıdır.</p>
<p>Ülkemizde cüzzam hastalığı sosyal hastalıklar arasında sayılmaktadır. Her yeni bulunan hasta yaşamlarının sonuna kadar değişik gereksinimlerinin çözümlenmesi ve çevrelerinin kontrolü açısından kayıt altında tutulmaktadır. Yaklaşık 20 yıl içinde yapılan çalışmalarla birlikte ön çalışmaların başladığı 1983 yılından 2002 sonuna kadar ülkemizde toplam 561 yeni hasta kayda alınmıştır.</p>
<p align="justify">Halen 2002 yılı sonu verilerine göre ülkemizde 2605 hasta bulunmakta ve bunlar kontrol altında tutulmaktadır. Bu hastaların yaş ortalaması 60.50’dir.</p>
</td>
<td align="right" valign="top"> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="justify">Hastaların % 60.96’ini oluşturan 1588 hasta, lepranın sakatlık sınıflamasına göre 2. derece (%60) ve daha üzerinde olmak üzere sakattır. Yine aynı verilere göre 2002 yılı sonunda lepra tedavisi süren hasta sayısı 42’dir.</p>
<p>LEPRA hastaları daha çok kırsal kesimdeki yoksul hastalardır. Sağlık hizmetlerinden yeterince yararlanamamış bir kesimde yoğunlaşmaktadırlar. Genellikle çok çocuklu ailelerde yaygındır. Tek odada yaşayan, aynı kaptan yiyen, yetersiz ve tek tip beslenen, direnci düşük ailelerde enfeksiyon daha çabuk yayılır. Aile içinde uzun süre yakın temasta bulunulduğunda, hastalık, direnci düşük doğmuş küçük çocuklara geçiyor. Lepralı, tedavisini sürdürmüyorsa, sürekli öksürüp hapşırıyorsa başkasına bulaştırma olasılığı var; verem gibi. BCG verem aşısı, yüzde 60 düzeyinde lepra mikrobundan da kişiyi koruyor. Genetik yatkınlık da lepra hastalığının ortaya çıkmasında önemli bir faktör.</p>
<p><strong>CÜZZAM HASTALIĞI NASIL YAYILIR?</strong></p>
<p>Verem hastalığını yapan basille hemen hemen aynı türde olan bu mikroba karşı doğal bağışıklığın bulunmaması (İnsanların tümüne yakınında bu doğal bağışıklık vardır. Doğal bağışıklığın olmaması hali, insanlara kendinden önceki soylarından geçen bir özelliktir. Bu bağışıklık halini bir testle anlamak olasıdır.) ve cüzzam mikrobu taşıyan bir hastayla uzun süreli ve yakın temas halinde olmak sonucunda hastalığa yakalanmak mümkündür. Erken teşhis ve tedavi edildiğinde kesinlikle iyileşen ve bildirimi zorunlu bir hastalıktır. Hastalığın tek taşıyıcısı insandır.</p>
<p><strong>CÜZZAMIN BELİRTİLERİ NELERDİR?<br />
</strong><br />
Aşağıda sıralanan belirtilerden bir veya bir kaçı cüzzam hastalığını düşündürmelidir:</p>
<table id="table3" class="tabletext" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="435" valign="top">
<p align="justify">- Vücudun herhangi bir yerinde deriden açık renkte, oval veya yuvarlak, kabarık olmayan, hiçbir şikâyet yaratmayan kepeksiz, bazen hafif duyu kusuru gösteren leke.<br />
- Çocuklarda ve gençlerde burunda sürekli tıkanma ve sık sık tekrarlayan burun kanamaları<br />
- Deri üzerinde bir veya daha fazla kabarık plak şeklinde, kılsız, terlemeyen, kepekli, mutlaka duyu kusuru olan lezyonlar<br />
- Belirli yerlerde özelikle ön kol iç yüzeyde duyu eksilmesi<br />
-4. ve 5. parmakların elde içe kıvrılması, avuç içi kaslarda erime başlaması, kol ve bacak sinirlerinde kalınlaşma ve ağrılı olmaları<br />
- Kaşların uçlardan dökülmesi<br />
- Vücutta pek çok yerlerde basilli nodüller<br />
- Yüzde ödem, alın derisi ve kulakların morumsu kabarık ve sert nodüllerle dolması<br />
- Diz ve dirseklerde yara izleri<br />
- Alt göz kapaklarının kapanmaması</td>
<td align="right" valign="top"> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="justify"><strong>HASTALIĞIN TEDAVİSİ</strong></p>
<p>Teşhisi gecikmiş ve hiç veya düzenli tedavi görmemiş durumlarda 10–15 yıl sonra sakatlıklar gelişir. Hastalıkların ilk teşhis ve tedavileri deri hastalıkları uzmanı bulunan devlet hastanelerinde yapılır.<br />
Aynı verem tedavisinde olduğu gibi en az üç ilaçtan oluşan bir kombine tedavi ile en çok 2 yıl içinde hastalar tamamıyla tedavi edilmektedir.<br />
Tedavide etkin ilaçların varlığı ve bulaşıcılık baskı altına alınabildiğinden hastalar sadece ön tedavi için hastaneye yatırılır ve şekil bozukluklarının ameliyatla düzeltilmesi yoluna gidilebilir.</p>
<p><strong>TÜRKİYE’DE CÜZZAM</strong></p>
<table id="table2" class="tabletext" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="164" valign="top">
<p align="justify"> </p>
</td>
<td align="right" valign="top">
<p align="justify">Ülkemizde cüzzam ile mücadeleyle, ilk kez Prof. Dr. Mazhar Osman’ın 1919 yılında 40 kadar lepra hastası için Bakırköy Akıl Hastanesi’nde özel bir bölüm açmasıyla başlandı. Bu girişim, ülkemizdeki ilk cüzzam hastanesinin de temelini atan bir adım niteliğini taşıyor. Ancak cüzzamın ülkemizde kontrol altına alınması konusundaki en kapsamlı girişim, 1976 yılında İstanbul’da Prof. Dr. Türkan Saylan ve arkadaşlarınca kurulan Cüzzamla Savaş Derneği olarak kabul ediliyor.Ayrıca Ankara’da da Cüzzam Savaş ve Araştırma Derneği adında gönüllü örgütler bulunmaktadır.</p>
<p align="justify">Ankara’daki dernek Lepra Mecmuası adıyla bilimsel bir yayın organı çıkarmaktadır. İstanbul’daki dernek ve vakıf ise çeşitli sosyal etkinlikler yaparak ve yardımseverlerle ilişkiye geçerek hastaların sosyal sorunlarını çözümlemek, ekonomik açıdan yardımcı olmak,</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="justify">hasta çocuklarının eğitimlerini sürdürmeleri amacıyla burs vermek, hastalara iş bulmak ve özellikle kendi yaşadıkları çevrede üretken hale getirmek için yoğun çaba harcamaktadır. Tüm merkezler ve gönüllü kuruluşlar Sağlık Bakanlığı ile işbirliği yaparak her yıl Ocak ayının son haftasında Cüzzamla Savaş Haftası düzenlemektedirler. Tüm dünyada her yıl ocak ayının son pazar günü Devlet Sağlık Örgütü’nün önerisiyle &#8220;Dünya Cüzzam Günü&#8221; olarak anılmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.netlok.org/konular/gun-ve-haftalar/cuzzam-haftasi-25-31-ocak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CUMHURİYET BAYRAMI</title>
		<link>http://www.netlok.org/konular/gun-ve-haftalar/cumhuriyet-bayrami.html</link>
		<comments>http://www.netlok.org/konular/gun-ve-haftalar/cumhuriyet-bayrami.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2009 20:26:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gün ve Haftalar]]></category>
		<category><![CDATA[CUMHURİYET BAYRAMI]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.netlok.org/?p=153</guid>
		<description><![CDATA[29 Ekim 1923 ülkemizde cumhuriyet yönetiminin ilan edildiği gündür. Bugün ulusal bayram günüdür. Her yıl cumhuriyet yönetiminin ilanını 28 &#8211; 29 Ekim günleri Cumhuriyet Bayramı olarak coşkun törenlerle kutlarız.
Cumhuriyet Yönetiminden önce devletimizin adı Osmanlı İmparatorluğu idi. Osmanlı Devleti, Osman Bey tarafından 1299&#8242;da Söğüt &#8216;de kuruldu. Osmanlı devlet yöneticisine padişah denirdi. Osmanlı Devletini altı yüz yirmi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">29 Ekim 1923 ülkemizde cumhuriyet yönetiminin ilan edildiği gündür. Bugün ulusal bayram günüdür. Her yıl cumhuriyet yönetiminin ilanını 28 &#8211; 29 Ekim günleri Cumhuriyet Bayramı olarak coşkun törenlerle kutlarız.</p>
<p align="justify">Cumhuriyet Yönetiminden önce devletimizin adı Osmanlı İmparatorluğu idi. Osmanlı Devleti, Osman Bey tarafından 1299&#8242;da Söğüt &#8216;de kuruldu. Osmanlı devlet yöneticisine padişah denirdi. Osmanlı Devletini altı yüz yirmi dört yılda, otuz altı padişah yönetti. Son padişah Sultan Vahdettin&#8217;dir.</p>
<p align="justify">Eskiden ülkelerde tek kişi egemendi. Ülkelerini diledikleri gibi yöneten bu kişilere padişah, şah, kral, hakan, sultan denirdi. Yönetim çoğu zaman babadan oğula geçerdi. Oğulun küçük olması, deli olması yönetici olmaya engel sayılmazdı. Böyle tek kişinin kendi başına buyruk, sorumsuz, denetimsiz yönetimine mutlakiyet denir. Mutlakiyet yönetiminde egemenlik kayıtsız şartsız tek bir kişidedir.</p>
<p align="justify">Mutlakiyetle yönetilen ülkelerde zamanla hakana, padişaha, şaha, krala yardımcı olsun diye meclis kuruldu. Meclis üyeleri halkın dileklerini yöneticiye duyurur, yasa tasarısını hazırlardı. Bu yasa taslakları hakan, padişah, şah, kral tarafından benimsendiğinde yasalaşırdı. Bu yönetim biçimine Meşrutiyet denir. Ancak meclisin yetkileri genel olarak çok sınırlıdır. Osmanlı Devletinde 1876 ve 1908 yıllarında iki kez meşrutiyet ilan edildi.</p>
<p align="justify">Üçüncü yönetim biçimi cumhuriyettir. Cumhuriyet&#8217;te egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur. Ulus kendini yönetme yetkisini temsilcileri &#8211; milletvekilleri- aracılığı ile kullanır. Cumhuriyet yönetiminde yurttaşın seçme ve seçilme hakkı vardır. Seçilen temsilciler yasalar yapar, yöneticileri ulusu adına denetler. Yönetilenler dilerlerse seçimlerde yöneticilerini değiştirirler.</p>
<p align="center"><strong><span style="font-size: x-small;">ÜLKEMİZDE CUMHURİYETİN KURULUŞU</span></strong></p>
<p align="justify">Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nda, ikinci Meşrutiyetin ilanından altı yıl sonra Birinci Dünya Savaşı başladı. 1914&#8242;te başlayan Birinci Dünya Savaşı&#8217;na dünyanın belli öbaşlı devletleri katıldı. Dört yıl süren savaş sonunda bizimle birlikte olan devletler yenildi. Savaş kurallarına göre biz de yenilmiş sayıldık. Ülkemiz İngilizler, Yunanlılar, Fransızlar, İtalyanlar tarafından paylaşıldı.</p>
<p align="justify">Ulusuna inanan, güvenen Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919&#8242;da Samsun&#8217;a geldi. Erzurum&#8217;da, Sıvas&#8217;ta kongreler düzenledi. Mustafa Kemal Paşa <strong>&#8220;Tek bir egemenlik var, o da Milli egemenliktir. Ülkeyi yine ulusun kendi gücü kurtaracaktır.&#8221;</strong> diyordu. Yurdun dört bir tarafından gelen ulus temsilcileri -milletvekilleri- 23 Nisan 1920 günü Ankara&#8217;da Büyük Millet Meclisi&#8217;nde toplandı. Meclis, Mustafa Kemal Paşa&#8217;yı başkan seçti. Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın önderliğinde Büyük Millet Meclisi Ulusal Kurtuluş Savaşı&#8217;nı başlattı. Bir yandan efeler, dadaşlar, seymenler bulundukları yörede düşmana karşı koydular. Öte yandan düzenli ordular İnönü&#8217;de, Sakarya&#8217;da, Dumlupınar&#8217;da savaştılar. Yurdumuz düşmanlardan kurtarıldı.</p>
<p align="justify">Tahtını, rahatını düşünen padişah, yenilen düşmanla birlikte yurdumuzdan kaçtı. İmzalanan <strong>Lozan Barış Antlaşması</strong> ile yeni bir devlet doğdu. Bu doğan devletin yönetim biçimi henüz belirlenmemişti.</p>
<p align="justify">İkinci dönem Büyük Millet Meclisi 11 Ağustos 1923&#8242;te ilk toplantısını yaptı. 13 Ekim 1923&#8242;te Ankara Başkent oldu. Atatürk ; düşmanın ülkeden atılıp sınırlarımızın belirlenmesinden sonra, çoktan beri tasarladığı cumhuriyetin ilanı üzerinde hazırlıklar yapmaya başladı. <strong>28 Ekim 1923</strong> akşamı yakın arkadaşlarını Çankaya&#8217;da yemeğe çağırdı. Onlara , &#8220;Yarın Cumhuriyet&#8217;i ilan edeceğiz.&#8221; Dedi.</p>
<p align="justify">29 Ekim 1923 günü Atatürk, milletvekilleri ile görüştükten sonra taslağı hazırlanan cumhuriyet önergesi Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;ne verildi. Meclis önergeyi kabul etti.</p>
<p align="justify">Böylece ülkemizde cumhuriyet yönetimi kuruldu. Atatürk kurulan Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin ilk Cumhurbaşkanı oldu. Cumhuriyet&#8217;in ilanı yurtta sevinç ve coşku ile karşılandı.</p>
<p align="justify"><strong>Cumhuriyet; yurttaşların seçme ve seçilme hakkının olduğu bir yönetimdir. Ulus temsilcilerinin kabul ettiği yasalarla ülkenin yönetilmesidir. Cumhuriyet yönetiminde söz ulusundur. Cumhuriyet&#8217;i korumak, kollamak, yaşatmak her yurttaşın ödevidir.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.netlok.org/konular/gun-ve-haftalar/cumhuriyet-bayrami.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GÜNÜ</title>
		<link>http://www.netlok.org/konular/gun-ve-haftalar/birlesmis-milletler-gunu.html</link>
		<comments>http://www.netlok.org/konular/gun-ve-haftalar/birlesmis-milletler-gunu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2009 20:12:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gün ve Haftalar]]></category>
		<category><![CDATA[BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GÜNÜ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.netlok.org/?p=150</guid>
		<description><![CDATA[24 Ekim 1945 Birleşmiş Milletler Örgütünün Kuruluş Tarihidir. Örgüte üye tüm ülkelerde 24 Ekim, Birleşmiş Milletler Günü olarak kutlanır. Birleşmiş Milletler Örgütü evrensel barışı, uluslar arasında güvenliği ve dayanışmayı sağlamak amacıyla kurulmuştur. Uluslararası en büyük kuruluştur. Bugün Birleşmiş Milletler&#8217;in 176 üyesi vardır. Bu sayı gün geçtikçe artmaktadır.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>24 Ekim 1945 Birleşmiş Milletler Örgütünün Kuruluş Tarihidir. Örgüte üye tüm ülkelerde 24 Ekim, Birleşmiş Milletler Günü olarak kutlanır. Birleşmiş Milletler Örgütü evrensel barışı, uluslar arasında güvenliği ve dayanışmayı sağlamak amacıyla kurulmuştur. Uluslararası en büyük kuruluştur. Bugün Birleşmiş Milletler&#8217;in 176 üyesi vardır. Bu sayı gün geçtikçe artmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.netlok.org/konular/gun-ve-haftalar/birlesmis-milletler-gunu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BABALAR GÜNÜ</title>
		<link>http://www.netlok.org/konular/gun-ve-haftalar/babalar-gunu.html</link>
		<comments>http://www.netlok.org/konular/gun-ve-haftalar/babalar-gunu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2009 20:08:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gün ve Haftalar]]></category>
		<category><![CDATA[baba günü]]></category>
		<category><![CDATA[babalar]]></category>
		<category><![CDATA[babalar günü]]></category>
		<category><![CDATA[babalarımız]]></category>
		<category><![CDATA[babam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.netlok.org/?p=147</guid>
		<description><![CDATA[Antik Roma&#8217;dan bugüne BABALAR GÜNÜ
Anneler Günü kadar eski olmasa da Babalar Gününün de bir geçmişi var. Bazı tarihçiler, Babalar Gününün Antik Roma&#8217;da bile kutlandığını belirtiyor. Bazı araştırmacılar tarih belirtmezken Babalar Gününün Batı Virginia&#8217;da ortaya çıktığını savunuyor. Batı Virginia&#8217;da yaşayan John Dowdy&#8217;nin annesi öldükten sonra onun yerini alan babası için böyle bir gün kutlanmasını istediği söyleniyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Antik Roma&#8217;dan bugüne BABALAR GÜNÜ</p>
<p></strong>Anneler Günü kadar eski olmasa da Babalar Gününün de bir geçmişi var. Bazı tarihçiler, Babalar Gününün Antik Roma&#8217;da bile kutlandığını belirtiyor. Bazı araştırmacılar tarih belirtmezken Babalar Gününün Batı Virginia&#8217;da ortaya çıktığını savunuyor. Batı Virginia&#8217;da yaşayan John Dowdy&#8217;nin annesi öldükten sonra onun yerini alan babası için böyle bir gün kutlanmasını istediği söyleniyor. Diğer araştırmacılar ise 1910 yılında Washington&#8217;daki John Bruce Dodd&#8217;un 6. çocuğunun doğumu sırasında hayatını kaybeden annesinin ardından hayatını çocuklarına adayan babası William Smart&#8217;a özel bir gün armağan etmek amacıyla bu fikri ortaya attığını belirtiyor.</p>
<p>Dodd, anneler günü kutlanırken babalar gününün olmayışını büyük bir haksızlık olarak nitelendirmiş. Hemen babasının doğum günü olan 5 Haziran&#8217;ın babalar günü ilan edilmesi için çalışmalara başlamış. Ama bu çalışmalar bir sonraki yılın 19 Mayıs&#8217;ına kadar sürmüş.</p>
<p>Babalar Günü ilk kez 19 Haziran 1910&#8242;da Washington&#8217;un Spokane şehrinde kutlanmış. Daha sonra diğer eyaletlere yayılmış. Ancak Babalar Günü resmi olarak 1924 yılında Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Calvin Coolidge&#8217;in desteğiyle kutlandı. 1966 yılında ise o dönemin başkanı Lyndon Johnson, her yıl haziran ayının üçüncü pazarının Babalar günü olarak kutlanacağını açıklayan bir bildiri yayımladı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.netlok.org/konular/gun-ve-haftalar/babalar-gunu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Avrupa günü</title>
		<link>http://www.netlok.org/konular/gun-ve-haftalar/avrupa-gunu.html</link>
		<comments>http://www.netlok.org/konular/gun-ve-haftalar/avrupa-gunu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2009 20:02:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gün ve Haftalar]]></category>
		<category><![CDATA[AVRUPA GÜNÜ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.netlok.org/?p=144</guid>
		<description><![CDATA[5 Mayıs 1949 Avrupa Konseyi&#8217;nin kuruluş tarihidir. Avrupa Konseyi&#8217;ne üye ülkelerde 5 Mayıs Avrupa Günü olarak kutlanır.
Bu nedenle üye ülkelerde 5 Mayıs günü toplantılar düzenlenir. Bu toplantılarda Avrupa Konseyi&#8217;nin kuruluşu, amacı, ilkeleri anlatılır. Çalışma organları tanıtılır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi okunur.
Avrupa yeryüzünün bilinen en eski kara parçalarından biridir. İnsan hakları, demokrasi, eşitlik düşüncesi dünyada ilk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>5 Mayıs 1949</strong> Avrupa Konseyi&#8217;nin kuruluş tarihidir. Avrupa Konseyi&#8217;ne üye ülkelerde 5 Mayıs Avrupa Günü olarak kutlanır.</p>
<p>Bu nedenle üye ülkelerde 5 Mayıs günü toplantılar düzenlenir. Bu toplantılarda Avrupa Konseyi&#8217;nin kuruluşu, amacı, ilkeleri anlatılır. Çalışma organları tanıtılır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi okunur.</p>
<p align="justify">Avrupa yeryüzünün bilinen en eski kara parçalarından biridir. İnsan hakları, demokrasi, eşitlik düşüncesi dünyada ilk kez bu kıt&#8217;a ülkelerinde ortaya atıldı. Teknik önce Avrupa&#8217;da doğdu. Endüstrileşme hareketi bu kıt&#8217;a ülkelerinde başladı. <strong>Güzel Sanatlar</strong> bu kıt&#8217;a ülkelerinde doğdu, gelişti. Bu nedenlerle Avrupa hem kıt&#8217;a adı, hem de bir uygarlığın adıdır.</p>
<p align="justify">Avrupa Birliği&#8217;ni kurma çabalarını Avusturyalı bir devlet adamı başlattı. Öneri Birleşmiş Milletler Cemiyeti tarafından ele alındı. O sırada Almanya ikinci Dünya Savaşı hazırlığı içindeydi. Bu girişim Almanlar tarafından engellendi. İkinci Dünya Savaşı sonunda Avrupa kana bulandı. Savaş sırasında kentler yakıldı. Köyler, kasabalar yok oldu. Ülkeler harabeye döndü.</p>
<p align="justify">Avrupa Birliği çalışmaları yeniden başladı. 1948 yılında Fransa, İngiltere, Belçika, Hollanda, Lüksemburg dışişleri bakanları bir araya gele­rek on sekiz üyeli bir komite kurdular. Bu komite Avrupa Konseyi&#8217;nin kuru­luş hazırlığını tamamladı. 5 Mayıs 1949 günü Avrupa Konseyi&#8217;nin statüsü Fransa İngiltere, Belçika, Hollanda, Lüksemburg, Danimarka, İrlanda İsveç, İtalya başbakanları tarafından imzalandı. Çok geçmeden Türkiye Yunanistan, İzlanda. Federal Almanya, Avusturya, İsveç, Kıbrıs, Malta ispanya Avrupa Konseyi&#8217;ne üye oldular.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.netlok.org/konular/gun-ve-haftalar/avrupa-gunu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürk`ün Ankara`ya gelişi</title>
		<link>http://www.netlok.org/konular/gun-ve-haftalar/ataturkun-ankaraya-gelisi.html</link>
		<comments>http://www.netlok.org/konular/gun-ve-haftalar/ataturkun-ankaraya-gelisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2009 19:56:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gün ve Haftalar]]></category>
		<category><![CDATA[ankara atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[ATATÜRK'ÜN ANKARAYA GELİŞİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.netlok.org/?p=141</guid>
		<description><![CDATA[Birinci Dünya Savaşı sonunda yurdumuz yenilmiş sayıldı. Düşmanlar dört bir yandan vatanımıza saldırdılar. Sevr Antlaşmasına göre yurdumuzun düşmanlar tarafından bölünmesi kararlaştırıldı.
Urfa, Antep, Maraş, Adana, Antalya ve Osmanlı Devleti’nin merkezi İstanbul işgal edildi. Yunanlılar 15 Mayıs 1919’da İzmir’e girdiler.
Yurdumuzu bu durumdan kurtarmak ve halkla el ele vermek için, Atatürk 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı. Halk tarafından [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">Birinci Dünya Savaşı sonunda yurdumuz yenilmiş sayıldı. Düşmanlar dört bir yandan vatanımıza saldırdılar. Sevr Antlaşmasına göre yurdumuzun düşmanlar tarafından bölünmesi kararlaştırıldı.</p>
<p align="justify">Urfa, Antep, Maraş, Adana, Antalya ve Osmanlı Devleti’nin merkezi İstanbul işgal edildi. Yunanlılar 15 Mayıs 1919’da İzmir’e girdiler.</p>
<p align="justify">Yurdumuzu bu durumdan kurtarmak ve halkla el ele vermek için, Atatürk 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı. Halk tarafından büyük bir coşkuyla karşılanan Atatürk, 12 Haziran 1919’da Amasya’ya geldi. Burada alınan kararlar 22 Haziran 1919’da Amasya Genelgesi olarak yayınlandı.</p>
<p align="justify">Daha sonra Erzurum’a geçen Atatürk, 23 Temmuz 1919’da Erzurum Kongresini, 4 Eylül 1919’da da Sivas Kongresini topladı. Bu kongrelerde milli iradeye dayalı hükümet kurulması ilk hedef olarak belirlendi. Tüm illere telgraflar çekilerek halkın kendi adına karar verecek temsilcileri seçmesi istendi. Seçilen temsilcilerin toplanacağı bir yer gerekliydi. Ankaralılar Atatürk’ü ve temsil heyetine seçilenleri Ankara’ya davet ettiler.</p>
<p align="justify">Atatürk Kurtuluş Savaşı’nın en iyi Ankara’dan yönetileceği inancındaydı. Yurdumuzun tam ortasında ve cephelere de eşit uzaklıktaydı. Tüm illerde haberleşme ve ulaşım olanağı yoktu. Bu düşüncelerle Atatürk ve temsil heyetinin üyeleri 27 Aralık 1919’da saat 14.00’de Dikmen sırtlarından Ankara’ya geldi.</p>
<p align="justify">Ankara ve çevresinin tüm halkı, Atatürk’ü ve temsil heyeti üyelerini büyük sevgi ve sevinç gösterileri ile karşıladılar.davullar çalındı, oyunlar oynandı, seğmenler gösteriler yaptı.</p>
<p align="justify">Bu karşılama Ata’yı çok duygulandırmış, tüm karşılayanlara teşekkür ederek içinde bulunduğumuz durumu, bundan nasıl kurtulacağımızı belirten bir konuşma yapmıştı.</p>
<p align="justify">Atatürk’ün Ankara’ya gelişi, Kurtuluş Savaşı dönemindeki en önemli olaylardan biridir. Çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşu Türk ordusunun kurulup hazırlanması çalışmaları Ankara’da yapıldı. Ankara milli mücadelenin merkezi haline geldi. Kısaca Ankara o günlerde başkentlik görevini üstlenmiş oluyordu.</p>
<p align="justify">Her 27 Aralık günü Ankaralılar için bayram gibidir. At sırtındaki seğmenler gösteriler yaparlar. Şehir baştan başa bayraklarla süslenir. Atatürk koşusu yapılır. Okullarda törenler yapılır. Şehirde çeşitli şenlikler yapan halk bu mutlu günü sevgi ve coşku ile kutlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.netlok.org/konular/gun-ve-haftalar/ataturkun-ankaraya-gelisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>atatürk haftası</title>
		<link>http://www.netlok.org/konular/gun-ve-haftalar/ataturk-haftasi.html</link>
		<comments>http://www.netlok.org/konular/gun-ve-haftalar/ataturk-haftasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2009 19:49:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gün ve Haftalar]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk haftası]]></category>
		<category><![CDATA[atatürkün hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[atatürkün yaşamı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.netlok.org/?p=138</guid>
		<description><![CDATA[Ülkemizin kurtarıcısı, devletimizin kurucusu Atatürk, 10 Kasım 1938 günü saat dokuzu beş geçe öldü.
O tarihten bu yana 10 Kasım&#8217;la başlayan hafta, yurdumuzda Atatürk Haftası olarak değerlendirilir. Bu hafta içinde, Atatürk&#8217;ün yaşamı, yurtseverliği, inkılap ve ilkeleri anlatılır. Ata&#8217;nın daha iyi tanıtılması amacıyla açık oturumlar düzenlenir. Radyo ve televizyonda, Atatürk&#8217;ün konuşmaları kendi sesinden dinletilir. Atatürk&#8217;le ilgili filmler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">Ülkemizin kurtarıcısı, devletimizin kurucusu Atatürk, 10 Kasım 1938 günü saat dokuzu beş geçe öldü.</p>
<p>O tarihten bu yana 10 Kasım&#8217;la başlayan hafta, yurdumuzda <strong>Atatürk Haftası</strong> olarak değerlendirilir. Bu hafta içinde, Atatürk&#8217;ün yaşamı, yurtseverliği, inkılap ve ilkeleri anlatılır. Ata&#8217;nın daha iyi tanıtılması amacıyla açık oturumlar düzenlenir. Radyo ve televizyonda, Atatürk&#8217;ün konuşmaları kendi sesinden dinletilir. Atatürk&#8217;le ilgili filmler gösterilir. 10 Kasım günü Atatürk, tüm yurtta törenlerle anılır. Ölüm anı olan saat dokuzu beş geçe &#8220;ti&#8221; sesi ile saygı duruşuna geçilir. Kara ve deniz taşıtları oldukları yerde durarak düdüklerini çalarlar. Düzenlenen anma törenlerinde Ata&#8217;nın yaşam öyküsü, Atatürk inkılap ve ilkeleri anlatılır, seçilmiş Atatürk şiirleri okunur.</p>
<p align="center"><strong><span style="font-size: x-small;">ATATÜRK&#8217;ÜN YAŞAMI</span></strong></p>
<div>
<table style="font-size: 8pt; font-family: Tahoma; border-collapse: collapse;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td>
<p align="center"> </p>
</td>
<td width="493">
<p style="margin-left: 10px;" align="justify">Selanik&#8217;te Ahmet Subaşı Mahallesinin Islahane Caddesinde iki katlı pembe boyalı bir ev vardı. Bu evde Ali Rıza Efendi ile Zübeyde Hanım otururdu. 1881 yılında bir oğulları oldu. Adını Mustafa koydular. Mustafa sarı saçlı, mavi gözlü bir çocuktu.</p>
<p style="margin-left: 10px;" align="justify">Bütün çocuklar gibi Mustafa&#8217;nın çocukluğu da mahallede komşu çocukları ile güle oynaya geçti. Mustafa, Şemsi Efendi Okuluna başladı. Kısa bir süre sonra babası Ali Rıza Efendi öldü.<br />
Güç koşullar altında öğrenimini sürdüren Mustafa, bugünkü askeri ortaokul dengi olan Askeri Rüştiye&#8217;ye başladı. Orta kısmı başarı ile bitirdikten sonra lise dengi olan Manastır Askeri İdadi&#8217;sine yazıldı. Derslerine düzenli olarak çalışan Mustafa Kemal liseyi bitirdi.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<div>
<p style="margin-top: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 10px;" align="justify"> </p>
<table style="font-size: 8pt; font-family: Tahoma; border-collapse: collapse;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td>
<p align="justify">İstanbul&#8217;a gelerek Harp Okulunun piyade sınıfına girdi. Üç yıllık öğrenimini başarı ile sona erdi. Kurmay subay yetiştirilmek üzere Kurmay Okulu&#8217;na seçildi.</p>
<p>Mustafa Kemal, bu okulda geleceğe yönelik tasarı ve ileri düşünceleriyle kendini tanıttı. Başarılı bir öğrenimden sonra Kurmay Yüzbaşı oldu. Zamanın padişahı II. Abdulhamit&#8217;in gizli polisleri Mustafa Kemal&#8217;in ileri düşüncelerini, arkadaşları ile yaptığı tartışmaları, O&#8217;nun özgürlük ve siyasal konulardaki düşüncelerini padişaha bildirmişlerdi. Mustafa Kemal ve arkadaşları bu nedenlerle Yıldız Sarayı&#8217;nda sorguya çekildiler. Mustafa Kemal bir süre tutuklu kaldı. Fakat suçlu görülmedi. Ancak düşünceleri tehlikeli sayıldığı için, başkentten uzağa Şam&#8217;da bulunan Beşinci Orduya gönderildi.</p>
<p align="justify">Mustafa Kemal, Şam&#8217;da arkadaşları ile birlikte Vatan ve Hürriyet adlı gizli bir dernek kurdu. Sonra gizlice Makedonya&#8217;ya geçti. Selanik&#8217;te Vatan ve Hürriyet Derneği&#8217;nin bir şubesini açtı. Dernek, padişahın baskı yönetimine karşı kurulmuştu. Bu nedenle yapılacak çalışmaların gizli olması gerekiyordu. Şam kenti dışındaki yerlerde bulunan subayların da derneğe katılmaları için Mustafa Kemal görevlendirildi. Bu amaçla aynı yıl subayların yoğun olarak bulunduğu Makedonya&#8217;daki 3. Orduya atandı.</p>
</td>
<td width="108">
<p style="margin-left: 10px;" align="center"> </p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<p align="justify">1908 yılında meşrutiyet ilan edilince İttihat ve Terakki Fırkası iktidarı aldı. Ancak padişahın kışkırttığı gericiler meşrutiyete, yeni düşüncelere ve atılımlara karşı çıktılar. Kışkırtmalar sonucu İstanbul&#8217;da 31 Mart ayaklanması oldu. Bunun üzerine Selanik yöresindeki birliklerden bir ordu toplandı. Mustafa Kemal, Harekat Ordusu adını verdiği bu orduda görev aldı. Ayaklanma bastırıldı. Harekat Ordusuyla birlikte Mustafa Kemal Selanik&#8217;e döndü. İki yıl sonra Genel Kurmay Başkanlığında bir göreve atandı.</p>
<p align="justify">Bu sırada İtalyanlar Trablusgarb&#8217;a saldırdılar. Mustafa Kemal ve arkadaşları Tobruk&#8217;a giderek buradaki Türk birliklerine katıldılar. Yapılan savaşlarda önemli başarılar sağlandı. Ancak bu sırada Balkan Savaşı başlamıştı. Mustafa Kemal geri dönmek üzere Mısır&#8217;a geldiğinde Selanik&#8217;in düşman eline geçtiğini; Bulgar ordularının Çatalca&#8217;ya kadar ilerlediklerini öğrendi.</p>
<p align="justify">İstanbul&#8217;a gelen Mustafa Kemal&#8217;e Bolayır&#8217;da bulunan bir kolordunun kurmay başkanlığı görevi verildi. Savaş süresince bu görevde kaldı. Balkan Savaşı sona erince Sofya&#8217;ya ataşemiliter olarak atandı. Bir süre sonra Birinci Dünya Savaşı başladı. Almanların yanı sıra Osmanlı İmparatorluğu da savaşa katıldı.</p>
<p align="justify">Mustafa Kemal, bulunduğu görevden alınarak bir kıta komutanlığına getirilmesini istedi. Bunun üzerine Tekirdağ&#8217;da yeni kurulan 19. Tümenin komutanlığına atandı. Mustafa Kemal&#8217;in kısa sürede hazırladığı tümen Çanakkale Savaşları&#8217;na katıldı. Mustafa Kemal burada düşmanın karadan ve denizden yaptığı saldırıları durdurdu.</p>
<p align="justify">Anafartalar&#8217;da bir avuç güçle düşmanların bütün planlarını bozdu. Onlara kayıplar verdirdi. Çanakkale Boğazı&#8217;nı geçmelerini önledi. Bu başarılar sonucu rütbesi albaylığa yükseltildi ve Anafartalar Kahramanı olarak anılmaya başladı.</p>
<p align="justify">Mustafa Kemal Çanakkale Savaşı&#8217;ndan sonra Diyarbakır&#8217;daki kolordu komutanlığına atandı. Bu görevde iken rütbesi generalliğe yükseltildi. Muş ve Bitlis&#8217;i Ruslardan kurtardı. (1916)</p>
<p align="justify">Daha sonra 7. Ordu Komutanlığına atandı. Bu ordu Halep&#8217;te toplanıyordu. Atatürk grup komutanı oldu. Alman generalinin ordunun yönetimi konusundaki düşüncelerine karşı çıktı. Ordu komutanlığını bırakarak İstanbul&#8217;a geldi. Veliaht Vahdettin&#8217;in Almanya&#8217;ya yaptığı resmi geziye katıldı. Dönüşte hastalanarak Viyana ve Karlsbad&#8217;a gitti. Bu sırada padişah 5. Mehmet öldü. Vahdettin VI. Mehmet adı ile tahta çıktı. Yurda dönen Mustafa Kemal yeniden 7. Ordun komutanlığına getirildi. Şam&#8217;da başkaldıran Arap kabileleriyle savaştı. Onların ilerlemesini önledi. Bundan sonra Yıldırım Orduları Grup Komutanlığına atandı. Bu sırada savaş sona ermiş, Mondros Silah Bırakışması imzalanmıştı. Mustafa Kemal bu bırakışmanın kötü koşullarını kabul etmedi. Emrindeki silah ve kuvvetleri düşmana vermeyeceğini hükümete bildirdi. Bunun üzerine komuta ettiği Yıldırım Orduları Grubu kaldırıldı. Mustafa Kemal de İstanbul&#8217;a döndü.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.netlok.org/konular/gun-ve-haftalar/ataturk-haftasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>anneler günü</title>
		<link>http://www.netlok.org/konular/gun-ve-haftalar/anneler-gunu.html</link>
		<comments>http://www.netlok.org/konular/gun-ve-haftalar/anneler-gunu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2009 19:45:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gün ve Haftalar]]></category>
		<category><![CDATA[anne günü]]></category>
		<category><![CDATA[anneler]]></category>
		<category><![CDATA[ANNELER GÜNÜ]]></category>
		<category><![CDATA[anneler günü haftasi]]></category>
		<category><![CDATA[annelerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[annelerimizin günü]]></category>
		<category><![CDATA[annemiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.netlok.org/?p=136</guid>
		<description><![CDATA[Mayıs ayının ikinci pazar günü Anneler Günü&#8217;dür. Anneler Günü evrensel bir gündür. Dünyada milyonlarca ana bugün çocukları tarafından sevgi ve saygı ile anılır.
Anneler Günü ülkemizde 1955 yılından bu yana kutlanıyor. Türk Kadınlar Birliği ülkemizde her yıl çocukları için büyük fedakarlığa katlanan annelerden birini yılın annesi seçer. Yılın annesinin kişiliğinde tüm annelere iyi dilekler sunulur.
 




 


Amerika&#8217;nın Filedelfiya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">Mayıs ayının ikinci pazar günü Anneler Günü&#8217;dür. Anneler Günü evrensel bir gündür. Dünyada milyonlarca ana bugün çocukları tarafından sevgi ve saygı ile anılır.</p>
<p align="justify">Anneler Günü ülkemizde 1955 yılından bu yana kutlanıyor. <strong>Türk Kadınlar Birliği </strong>ülkemizde her yıl çocukları için büyük fedakarlığa katlanan annelerden birini <strong>yılın annesi </strong>seçer. Yılın annesinin kişiliğinde tüm annelere iyi dilekler sunulur.<br />
 </p>
<table style="font-size: 8pt; font-family: Tahoma; border-collapse: collapse;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td>
<p align="center"> </p>
</td>
<td valign="top">
<p style="margin-left: 10px;" align="justify">Amerika&#8217;nın Filedelfiya eyaletinde 9 Mayıs 1966 günü Jarvis isimli bir kızın annesi öldü. Annesini çok seven Jarvis&#8217;in üzüntüsü aylarca sürdü. Hayatla kimsesi kalmayan Jarvis ölüm olayına bir türlü alışamadı. Yaşama küstü. Canlılığını, yaşama sevincini yitirdi. Yemedi, içmedi bir ara ölmeyi bile düşündü. Jarvis&#8217;in bu durumunu yakından izleyen komşusu Jarvis&#8217;le arkadaş oldu. Bir gün yaşlı komşu söyleşi sırasında Jarvis&#8217;e «İnsanlar doğar, yaşar, ölür. Bu bir doğa kanunudur.» dedi.</p>
<p style="margin-left: 10px;" align="justify">Bu iki cümle, Jarvis&#8217;i çok etkiledi. Ölümün de doğmak, yaşamak gibi bir doğa olayı olduğunu düşündü. Ancak bu doğruyu bulmak Jarvis&#8217;in annesine olan sevgisini azaltmadı.</p>
<p style="margin-left: 10px;" align="justify">Aradan geçen süre içinde ölüm sözcüğünün soğukluğu gitti. Yerine anne sevgisinin sıcaklığı geldi. Artık Jarvis annesini gözyaşları ile değil, severek anmaya başladı. Acıları azaldı. İçinde arı, duru bir sevgi oluştu.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="justify">Aradan bir yıl geçti. Bu süre içinde Jarvis, hemen her gün annesinin mezarına çiçekler götürdü. Jarvis&#8217;in annesinin ölüm yıldönümünde bütün arkadaşları eve geldi. O gün Jarvis arkadaşlarına :</p>
<p>— Geçen bir yıl içinde çektiğim acılar bana şunu öğretti «Dünyada anne sevgisinin yerini dolduracak hiçbir sevgi yoktur. Yılın bir gününü annelere ayıralım. O günü annelerimizle ilgili anılarla dolduralım. Böylece annelerimize olan sevgi borcumuzu ödeyelim.» dedi.</p>
<p align="justify">Arkadaşları Jarvis&#8217;in önerisini çok beğendiler. Birlikte hemen kentin Belediye Başkanına gittiler. Başkan onları dinledi. Öneriyi içtenlikle benimsedi. Daha sonra bu öneri gazetelere, yazarlara anlatıldı. Jarvis ve arkadaşlarının çalışmaları kısa sürede sonuç verdi. Amerika Birleşik Devletleri Kongresi mayıs ayının ikinci pazar gününün Anneler Günü olarak kutlanmasını kararlaştırdı.</p>
<p align="justify">Anneler günü ilk kez 1908 yılında kutlandı. Daha sonra bütün uygar ülkelerde kutlanmaya başlandı. Her yıl mayıs ayının ikinci pazar günü gazetelerde annelerle ilgili yazılar, anılar, şiirler yayınlanır. Radyo ve televizyonda ana sevgisini konu eden konuşmalar yapılır. Türk Kadınlar Birliği&#8217;nin şubesi olan illerde yılın anneleri seçilir. Okullarımızda ayrıca Anneler Günü nedeniyle toplantılar düzenlenir. Bu toplantılarda okunan şiirler, söylenen türküler, şarkılar, annelere armağan edilir. Filimler gösterilir. Sergiler düzenlenir.</p>
<p align="justify">Anneler Gününde annemize bir demet kır çiçeği armağan ederek, bir güzel sözcükle yanağından öperek onu çok mutlu ederiz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.netlok.org/konular/gun-ve-haftalar/anneler-gunu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ankaranın başkent oluşu</title>
		<link>http://www.netlok.org/konular/gun-ve-haftalar/ankaranin-baskent-olusu.html</link>
		<comments>http://www.netlok.org/konular/gun-ve-haftalar/ankaranin-baskent-olusu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2009 19:43:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gün ve Haftalar]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[ankara başkent]]></category>
		<category><![CDATA[ANKARA'NIN BAŞKENT OLUŞU]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.netlok.org/?p=134</guid>
		<description><![CDATA[Mustafa Kemal Paşa, Erzurum, Sivas Kongrelerinden sonra 27 Aralık 1919 günü Temsilciler Kurulu üyeleriyle birlikte Ankara&#8217;ya geldi.
O zamana kadar Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun başkenti İstanbul idi. Osmanlı Mebusan Meclisi son kez 12 Ocak 1919&#8242;da İstanbul&#8217;da toplandı. 16 Mart 1919 günü İngilizler İstanbul&#8217;a girdi. Önce meclisi bastılar. Bu olay üzerine birçok milletvekili Anadolu&#8217;ya geçti. Yakalananlardan çoğu tutuklandı. Artık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">Mustafa Kemal Paşa, Erzurum, Sivas Kongrelerinden sonra <strong>27 Aralık 1919</strong> günü Temsilciler Kurulu üyeleriyle birlikte Ankara&#8217;ya geldi.</p>
<p align="justify">O zamana kadar Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun başkenti İstanbul idi. Osmanlı Mebusan Meclisi son kez 12 Ocak 1919&#8242;da İstanbul&#8217;da toplandı. 16 Mart 1919 günü İngilizler İstanbul&#8217;a girdi. Önce meclisi bastılar. Bu olay üzerine birçok milletvekili Anadolu&#8217;ya geçti. Yakalananlardan çoğu tutuklandı. Artık Osmanlı Mebusan Meclisi&#8217;nin İstanbul&#8217;da toplanma olasılığı kalmamıştı. Milletvekillerinin toplanacağı ve ülkenin yönetileceği bir başkent gerekiyordu.</p>
<p align="justify">Ankara, Anadolu&#8217;nun ortasında, savaş cephelerine eşit uzaklıkta bir kentti. Savaşın yönetimi ve haberleşme, Ankara&#8217;dan kolaylıkla yürütülürdü. Dağılan Osmanlı Mebusan Meclisi üyeleri ile Sivas ve Erzurum Kongreleri&#8217;nde seçilen temsilcilerin bir yerde toplanması gerekiyordu. Bu nedenle 19 Mart 1919 günü Mustafa Kemal Paşa kimi illere ve komutanlıklara bir genelge gönderdi. Bu genelgede özetle; &#8220;Osmanlı Devletinin yaşamı ve egemenliğinin sona erdiği&#8221; bildiriliyor, &#8220;Türk ulusu kendi yaşamını ve bağımsızlığını koruyacaktır.&#8221; deniliyordu. Bu genelgeden sonra temsilcilerle Osmanlı Mebusan Meclisi&#8217;nden gelen üyeler Ankara&#8217;da toplanmaya başladılar. Ankaralılar onları coşkuyla, sevinçle, sevgiyle karşıladı.</p>
<p align="justify">Türkiye Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920 günü, Ankara&#8217;da açıldı. Meclis, ilk oturumunda Mustafa Kemal Paşa&#8217;yı başkan seçti. Mustafa Kemal Paşa bundan sonra ülkeyi kurtarma çalışmalarını Anadolu&#8217;nun bu küçük kentinde sürdürdü. Ulusal Kurtuluş Savaşı&#8217;mızın planları bu yoksul kentte hazırlandı. Savaşın başarıya ulaşması için düzenli ordular kuruldu. Bu ordular İnönü&#8217;de, Sakarya&#8217;da, Dumlupınar&#8217;da düşmanı bozguna uğrattı. 30 Ağustos 1922&#8242;de kazanılan Başkomutanlık Savaşı ile Kurtuluş Savaşı&#8217;mız tamamlandı.</p>
<p align="justify">Yurdumuz düşmanlardan kurtulduktan sonra 13 Ekim 1923 günü İsmet Paşa ve dört arkadaşı Ankara&#8217;nın başkent olması için Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;ne yasa önerisi verdiler. Öneri mecliste oylandı, kabul edildi. Böylece Ankara yeni Türkiye Devleti&#8217;nin başkenti oldu.</p>
<p align="justify">Başken, ülkenin yönetim merkezidir. Büyük Millet Meclisi, devlet başkanı, başbakanlık, bakanlıklar, yüksek yargı organları, başkentte bulunur.</p>
<p align="justify">Ankara başkent olduktan sonra gelişti. Modern yapılar, büyük apartmanlar yapıldı. Yüksek okullar, üniversiteler açıldı. Fabrikalar, yeni iş yerleri kuruldu. Kent kısa sürede büyüdü, genişledi.</p>
<p>Ankara bugün nüfus yoğunluğu bakımından yurdumuzun ikinci büyük kentidir.</p>
<p align="justify">Her yıl 13 Ekim günü Ankara&#8217;nın başkent oluşu, düzenlenen büyük törenlerle kutlanır. Ankara Kalesi&#8217;nde başlayan bu törene özel giysileri içinde seymenler, öğrenciler, çeşitli dernek temsilcileri katılırlar. Törende yapılan konuşmalarda Ankara&#8217;nın başkent oluşunun anlam ve önemi belirtilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.netlok.org/konular/gun-ve-haftalar/ankaranin-baskent-olusu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
